25 Haziran 2018 Pazartesi

Sakin ol ve elindeki umut kırıntılarını yavaşça yere bırak...

Umudum yok diyordum, olmayan umutlarım da yıkıldı. Enkaz üstüne enkaz. 
Umudum yoktu, çünkü;
Gitmeyeceğinin, bırakmayacağının farkındaydım.
Siz hala seçime, demokrasiye falan inanıyor musunuz? Hepsi göstermelik. Ben inanmıyorum. Demokrasi dediğimiz şey, çoğunluğun azınlığa hükmetmesi midir? Valla öyledir. Cahil çoğunluğun, azınlığa hükmetmesi için birtakım kişilere yetki vermesidir. Cahil çoğunluk dediğim için hiç alınmasın, gücenmesin kimse. Bunu söyleyen ve böyle olduğunu düşünen ben değilim sadece. Seçtiği kişiler de bunun böyle olduğunu düşünüyor ve farkındalar. Seçmeninin cahil olduğunu, eğitim düzeyinin arttıkça onlara verilen oyun düştüğünün bilincindeler. Bakınız:

Hal böyleyken tabi ki cehalet onların besin kaynağı oluyor. Ekmek kapısı oluyor. Oy kapısı oluyor. Eğitim seviyesi yüksek insanlara ulaşmak ve onların da taleplerini karşılayabilmek zor geldiği için, eğitim seviyesini düşürmek ve cehaleti beslemek daha kolay geliyor onlara. Ve yöntem bu şekilde uygulanmaya devam ediyor. Eğitim kalitesini düşür, cehaleti besle, cahil kesimin üremesini (en az 3) teşvik et, sonra gelsin oylar. Seçim oldu mu, oldu. Adamlar oturmuş, biri kaşe basıyor pusulalara, biri zarflıyor. Tak tak tak. Oylar hazır. Özgür basın mı var takip edebileceğimiz, seçimi denetleyecek özgür ve bağımsız bir kurum mu var, itirazları yöneltebileceğimiz ve bunların gerçekten araştırılacağı denetim organları mı var? 
Seçtik, bitti. İster kabul edin, ister etmeyin, dediği gibi "atı alan Üsküdar'ı geçti."  

21 Haziran 2018 Perşembe

Unutulan evlilik yıldönümünün cezası ne olmalı :)


Dün evlilik yıldönümümüzdü. Eşim unuttu ilk defa. Sabah kavgayla başladık güne falan. 9. yılımız. Eee eskiyince böyle olunuyo demek. Kek buketi gönderdim ona, yüzünde utanç dolu bir mutlulukla geldi yanıma teşekküre. Özür diledi, unuttum dedi. Napim artık, olsun dedim geçtim.   

Ya aslında böyle konularda çok kadınsal triplerim yoktur. Ne yapalım unuttuysa, önemli olan bir günkü değil, her günkü tavrı diye düşünürüm. Amma velakin böyle içime de bir şeyler oturmadı değil. Normal şartlar altında bir kadının bu olayı kaşar peyniri misali uzatması, aylar hatta yıllarca burnundan getirmesi lazım dimi. Ben yapmam. Yapmayacağım. Ama oturdu içime işte :( 

Bugün Türkiye genelinde tüm Baroların hayvan haklarıyla ilgili yasa değişikliği için basın açıklaması vardı Adliye binası önlerinde. Katıldım. Yine bir avuç azınlıktık. Yine kadınlar %90 oranındaydı. Yine başkaları için kafayı kedi köpekle bozmuş manyak tiplerdik.  Birileri yavru bir hayvana tecavüz ediyor, biri patilerini kesip işkence yapıyor ve devletin verdiği para cezasını uygun taksitlerle ödüyor ve bu son derece normal oluyorken, bizler kendi hakkını savunamayan masumların sesi olmaya çalıştığımız için manyak oluyoruz.  

20 Haziran 2018 Çarşamba

Kısa kısa...

Bayramda yine Anadolu'nun bağrında, eşimin memleketindeydik. Üzüm yalnız kaldı yine. Tek sorunumuz tuvalet şu anda. Klozete yaptığı için birilerinin sifonu çekmesi gerekiyor tabi. 3 gün o sifon çekilmeyince leş gibi kokuyor doğal olarak. Yavrum bok kokuları içinde kaldı evde :( Buna kesinlikle bir çözüm bulmalıyım. Zaman ayarlı otomatik sifon sistemi falan araştırıyorum. Yani gayet de yapılabilir bir şey gibi geliyor bana. Atıyorum 10 saatte bir sifon çekilsin kendiliğinden. Böyle bişi bilen, duyan varsa yazsın nolur. 

Yine içim söküldü, yine hayvana şiddet, işkence... Gördüğümden beri sürekli aklımda o yavrunun bakışları, perişan hali... Yaşadıklarını düşünüyorum, çektiği acıyı. Artık gerçekten söyleyecek lafım, edecek bedduam kalmadı bunlara. Tüm kalbimle dilediğim şey, bunu yapan yaratığın acılar içinde sürünmesi. Seçim öncesi ya, 16 yıldır yasa değişikliği taleplerine kılını kıpırdatmayan iktidar, birden yasa değişikliğinden falan bahsetmeye başladı. Tutmuş bir de kepçe operatörü tutuklamışlar, dalga mı geçiyor bunlar bizimle ya. Ne derse inanan, düşünmeyen, sorgulamayan kendi kitlesi inanabilir buna ama mantık sahibi hiç kimsenin bir kepçenin küçücük bir köpeğe bunu yapabileceğine inanacağını sanmıyorum. Karşısındaki kitlenin zekasıyla dalga geçmek bu sadece.  Gerçi onlar da farkında zaten kitlelerinin zeka düzeylerinin. O yüzden bol keseden saçmalamaktan çekinmiyorlar.

10 gün önce yine dişçi yollarındaydım. Komple sökülüp hiç çürümeyecek, hiç ağrımayacak dişler yapılsa ne süper olur. Bıktım artık diş ağrısından, dişçilerden. Kanal tedavisi yapıldı yine bi dişime. Bir problemim de geceleri dişlerimi sıkıyorum. Dişlerimin aşındığını söyledi doktor. Neden sıkıyorum bilmiyorum ama sabahları kalktığımda çenem ağrıyor. Çok ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyormuş bu durum. Ciddi çene ameliyatlarına kadar varıyormuş ileri safhalarda. Gece plağı denilen boksörlerin taktığı ağızlık gibi bişi verdi dişlerimin ölçüsünü alıp. Gece yatarken takmam gerekiyor ama 2 gece taktım zorla, dişetlerimi sıktı, yara yaptı. Cendere gibi bişi, ağzımın içi tükürük doluyo, iğrenç bişi. Takamadım. Yeniden gidip ölçüsünde bi problem mi var baktırmam lazım. 

Ahşap puzzle almıştım en son. 1000 parçalık. Ama hiç sevmedim yaa, süründü elimde resmen. Parçalar hemen dağılıveriyor. Bir de nasıl yapışacak bu diye düşünüyorum. Epey kalın, bildiğin tahta parçalar. Umarım yapışır. Bitince paylaşırım foto. Bende durumlar böyle. Fazla detaya giremedim. Ama yazmasam ipin ucu kaçıyor. Yazacağım artık böyle kısa kısa da olsa.  

12 Haziran 2018 Salı

Hayaller - Hayatlar

Hadi biraz iş yerimi çekiştireyim sizinle. Nasıl anlatsam şimdiii, ben bi kurumun insan kaynakları gibi bir biriminde çalışıyordum. Personelin özlük işlerinin falan bakıldığı birim işte. Çok da açık etmek istemiyorum biliyorsun anonim kalayım istiyorum :) Rahat rahat içimi dökeyim. Neyse işte bu birimde çalıştım ben işe başladığımdan beri. Yükselme sınavına girdim, kazandım ve öhöm biliyorsun Türkiye birincisi oldum :) Hem de iki sefer. İlkinde elediler ama ikinci kez birinci olunca aldılar bi zahmet. Ve ben birinciliğin bana verdiği yetki ve rahatlığa dayanarak tek tercih yaptım. Amma velakin yine sonuç istediğim gibi olmadı. Beni aldılar hiç bilmediğim bir birime müdür yaptılar :) Var dimi bana bi gıcıklıkları, kesin var.  

Hiç bilmiyorum ha yeni gideceğim yerde işi. Sıfır ya. Bir yere amir sıfatıyla gidiyorsan olay nedir? İşe vakıf, tecrübeli birisindir falan, dimi. Bi ağırlığın olur. Ben nasıldım anlatayım sana. Gittim ve en baştan, sanki yeni başlayan personel gibi oturdum orada çalışan arkadaşların yanına, iş öğrendim. Onlar anlattı bana işi. Şu an burada başlayalı 7 ay falan oldu yaklaşık. İşi öğrendim mi, öğrendim. Ama tabi tüm detaylara vakıf değilim. İşte 7 aydır bilmediğim bir işin müdürü olarak çeşitli zorluklar yaşıyorum tabi. 

Bizim ülkemizde mi böyledir sadece bilmiyorum ama bizim kurumda neredeyse kural diyebileceğimiz bir uygulama var ki nefret ediyorum. Bir işi iyi yapmıyorsan, ya da iyi yapmayı da geçtim, direk tembelsen diyelim ona, sana iş verilmez. Aman nasıl olsa o yapamaz, aman beceremez diye ondan alınır, işini tam ve eksiksiz yapana verilir. Yani çalışıyorsan cezalandırılırsın. Ben senelerce bu uygulamayı gördüğüm için, müdür olursam asla böyle yapmayacağım dediğim şeydi bu. Ve yapmıyorum da. İşbölümü olacak, herkes kendi işini, sorumluluğunu bilecek. Biri çalışırken biri yatmayacak. Salağa yatıp da keyfine bakmayacak. 

Bazen durup kendi kendime "ne işim var benim burda" diyorum. Yaptığım işe bakıyorum, çalıştığım insanlara falan. Ya bu kendini üstün görmek falan değil de, ne bileyim işte "buraya ait değilim" hissi işte. Keşke severek yaptığım bir işim olsaydı. Mesela neden veteriner değilim ki ben :( Çünkü sayısal bir bölüm ve benim kafa sayısala basmıyor. İşim benim için sadece hayatımı sürdürmem için gerekli olan parayı kazanmam için bir araç. Ama veteriner olsaydım öyle mi olurdu. Çok güzel olurdu be.


10 Haziran 2018 Pazar

Döndüm, dönüyorum, döneceğim...

Zaman zaman girip çıkıp okuyorum blogları. Hadi bu sefer ben de yazayım diyorum her seferinde. Ama cıks. Olmuyor. İş dışında neredeyse her dakika elimizde telefonlar. Boş boş bakıyoruz çoğu zaman. Bir şey katmayan şeyler. Ama blog öyle mi yaa. Blog gibisi yok bence. Ee ne diye yazmıyorum o zaman, işte onu ben de çözemedim. Önceden ne kadar da istikrarlıydım halbuki :( 



Son zamanlarda yeni bir hobi edindim. Puzzle :) 1000 parçalık zor bir puzzle ile başladım hem de. Şimdiye kadar da 3 tanesini bitirdim. Çok güzel kafa boşaltıyor tavsiye ederim. Şahsen yaparken hiçbir şey düşünmüyorum. İyi geliyor. Her parça bulduğunda yaşadığın mutluluksa cabası. 1000 parça mutluluk kutusu kısaca. Bakınız yan taraftaki ilk yaptığım puzzle. Şu anda çerçevelenmiş bir şekilde duvarımızda asılı. İkinci yaptığım Atatürk'lü puzzle iş yerimde asılı. Ve üçüncü bayramda kayınvalideme götürmek üzere hazırda bekliyor. Yaa böyle de bir gelinim işte :P Bence çok güzel bir hediye. Emek verilmiş, özenilmiş. Hem de keyif alıyorum yaparken. Kazan kazan durumu yani.

Çevremde gördüğüm kadarıyla seçim için bir umut havası var. Bense hiiiiç boş yere umutlanmıyorum artık. Çünkü ne olursa olsun bırakmayacağını, gitmeyeceğini biliyorum. Referandumda gördük ne olduğunu. Seçim falan göstermelik bana göre artık. Bende durum ahanda bu kadar karamsar işte. Hayır, distopik kitaplar okuduğumdan falan da değil. Gerçekçiyim sadece. Ha keşke bir mucize olsa. Ama işte bence bunun adı artık mucize. Ve evet, eskisi gibi kafama takmıyorum. Haber izlemiyorum, gündemi takip etmiyorum. Kendi akıl sağlığım için bunları yapmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Önceki seçim sonrası yazılarımda da yazdığım gibi değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmekten, kendimi harap etmekten vazgeçtim. Kurunun yanındaki yaş olarak hayatıma devam ediyorum işte. 

İş konusundaki durumlarım fena gitmiyor. Çok emek vererek terfi ettim biliyorsun. Şu an memnun musun dersen, evet memnunum. Ama şöyle de bir gerçek var ki, bir yerde yönetici pozisyonunda olmanın en zor yanı insanları idare etmek. Benim için en başından beri bir amirde olması gereken ilk sıfat adil olmasıydı. Elimden geldiğince öyle olmaya çalışıyorum. İlk zamanlarda çok zorlandım ki bunun da sebeplerini detaylıca anlatmak istiyorum aslında bi ara. 

Dün yazayım diye girdim aslında. Sonra bi foto atmak istedim telefondan. Sonra hadi dedim telefondaki tüm fotolarımı atayım bilgisayarıma. Sonra bilgisayardaki fotoları klasörlere sınıflandırayım dedim. Sonra onlara dalıp gittim falan derken kaldı. Yazmak istiyorum artık, yazacağım, yazacağım.

3 Eylül 2017 Pazar

Delilerin demokrasisi

Son yıllarda iktidara hep uç noktada, kabadayı gibi tiplerin geldiğinin farkında mısınız? Bunu sadece bizim açımızdan söylemiyorum, Kuzey Kore'de manyağın biri var, Amerika'da desen altta kalır yanı yok. Sanırım gezegeni akılsızlığımızla bitirmeye kesin karar verildi. 


Amerika ve Kore birbirleriyle sidik yarışına girdiler. Biri nükleer denemeleriyle deprem yaratıyor, diğeri ona mahalle kabadayısı edasıyla göz dağı içeren mesajlar yolluyor falan. Bizdeki durumdan bahsetmek bile istemiyorum artık.

Peki neden böyle insanlar destek görüyor, benim aklıma takılan konu bu. Çoğunluk daha "kendilerinden" gördükleri için mi böyle insanları? Naif, zeki, düzeyli insanlar pek rağbet görmezken, nerede çığırtkan, yobaz, aşırı manyak tipler var, onlar destekleniyor. Demokrasinin yararlığından emin olamıyorum bu durumda ben. Çoğunluk manyak seviyor diye azınlık neden çekiyor bunun cezasını?

Ben birkaç seçim önce bıraktım aslında siyasetle, gündemle ilgilenmeyi. Haberleri bile izlemiyorum hatta. Ama illa ki bir yerden görüyorsunuz. Bu gezegendeyim sonuçta. Arakan'da budistler müslümanları katlediyorlarmış. Anlam veremedim buna. Budist? Bu adamlar budist öyle mi? Budizm ve katletmek kelimelerini bir araya getirmeye çalışmak bile hata bana göre. Ama demek ki neymiş... Bir inanışa, bir fikre, bir dine, bir her ne haltsa ona, sorgusuz sualsiz bağlıysan, o fikrin başındakiler, ne derse onu uygulamak zorunda kalırsın. Budizm diyoruz yahu. En barışçıl inanışlardan olan, iç huzuru, dinginlik vs. hani. İlginç gerçekten. 

İnsan, davranışlarını, söylediği şeyleri, inandığı şeyleri ne zaman sorgulamaya başlar acaba? Ya da ne yapmak gerekiyor sorgulamalarını sağlamak için? Ben genel anlamda "din" fikrinin bu sorgulamanın en büyük engeli olduğunu düşünüyorum. Bu islam değil illa ki, bütün dinler. Hatta din olmayan bütün inanışlar. Al işte, budizm gibi. 

Misal, her senenin belli günlerinde büyük ya da küçükbaş dediğimiz hayvanları gırtlaklıyoruz? Neden? Yahu neden kesiyoruz bu hayvanları biz? Açıklama şu mudur: Çünküüü, eğer onları kesmeseydik, çocuklarımızı kesecektik. 

Çin'de senenin belli günlerinde köpek yeme festivali var. Bak festival diyorum. Festival dediğin müzik festivali falan olur dimi. Köpek yeme festivali bu. Bizdeki kurban ve bayram kelimelerinin biraraya gelmesi gibi işte. Bir fark yok yani. Onların da bizimkiyle aynı saçmalıkta açıklamaları vardır eminim. Ama bu bizim geleneğimizzz. 

İspanya'da aynı şekilde. Ama onların kültürüüüü. Ya arkadaş kafatasının içinde duran şey beyin. Ve düşünmeye yarıyor. Yaptıklarını, söylediklerini, yaşadıklarını düşünebilesin diye var. Kültür dediğin şey nedir? Senden önce yaşamış insanların yapmayı alışkanlık haline getirdikleri ve nesilden nesile yapılmasını salık verdikleri zerzavattır. Sorgula arkadaşım. Neden yapıyorum ben bunu? Neden böyle olması gerekiyor? Bu yaptığımız mantıklı mı? Ama yok, bu bizim kültürümüz, bu bizim geleneğimiz, bu bizim inancımız, bu bizim hödöhödömüzz. Zıkkımın kökü. İçine ettiniz güzelim gezegenin ya.

2 Eylül 2017 Cumartesi

Hellöööö



İşte böyle uzuuun aralar verirsen yazmaya oturunca nereden başlayacağını da şaşırırsın. Ocak ayında yazmışım en son. Neler oldu o zamandan bu zamana, neler... Kısacık geçersem eğer; şu senelerdir sizin de bildiğiniz sınavların sonucunu nihayet aldım. Evet yükseldim, terfi aldım, pozisyonum değişti, bla bla, her ne haltsa işte. Yine girdim sınava, yine birinci oldum. Bu sefer verdiler hakkımı bi zahmet. Yani demek oluyor ki artık sınav lafı etmeyeceğim, tabi umuyorum yeniden düzenli yazmaya başlarsam. 

O kadar bahtsızım ki hayatımın kritik dönemlerinde hep sistem değişiklikleri olmuştur benim. Gerçi bunu sadece kendi bahtsızlığıma bağlamam yanlış. Çünkü bu ülkede tüm sistemler o kadar oynak ki, sizin yaşamınıza teğet geçmesi mümkün değil. Ne zaman bir sınava girecek olsam, ne zaman önemli bir değişikliğe karar vermiş olsam, hoop sistem hep benim aleyhime değişikliğe uğrar. Bu yükselme işinde de öyle oldu işte. Tamam yükseleceksiniz ama tayin sistemi getiriyoruz deyiverdiler. Beni birazcık bilenler İzmir'i çok sevdiğimi, buradan asla gitmek istemediğimi bilir. Bu benim için öyle bir kabus ki. Neyse ki birinci olmanın verdiği iç huzuruyla tercihimi yaptım. Tek tercih: İzmir. Sonuç; hiçbir yere gitmiyorum. Canım İzmirimdeyim işte.

Aslında bu konuda daha anlatmak istediğim (hatta evet açık açık dedikodu yapmak istediğim) ayrıntılar var ama sonraya kalsın. Şimdi açılış için kısa kısa geçeyim. 

İkinci önemli hadise, babam by pass oldu. Çabuk yorulma şikayetiyle gittik, anjiyo yapılıp stent takılacak dendi. Anjiyo sırasında görüldü ki, damarlar pert. Stent falan kurtaracak gibi değil. Şu an gayet iyi, henüz 1 ay bile olmadı gerçi ama hızlı bir iyileşme süreci yaşıyor. Babamın evi Urla'da bir köyde. Keçileri, köpeği, tavukları, kedileri falan var, biliyorsunuz. Biz iyileşme sürecinde en az 1-1,5 ay kadar İzmir'de ablamda kalır diye düşünürken, ameliyat sonrasında sadece 1 hafta tutabildik evde. Ben burada ölürüm, yaşayamam, çok sıkıldım, hapishane gibi diye tutturdu. İlk kontrolden sonra da götürdük bıraktık köyüne. Şimdi gayet mutlu köyünde. Balkonundan bahçesine, hayvanlarına bakarak oturuyor en azından. Öyle bir ortama alıştıktan sonra bir evin içinde kapalı kalmak, betondan başka görecek bir şey olmaması babamın da dediği gibi insanı öldürebilir gerçekten.  Kanserden sonra ikinci badireyi de atlattı babacım.

Bu sene kitap okuma konusunda çok kötüydüm. Sağda listemi görebilirsiniz. Okuduklarımı ve izlediklerimi de hiç yazmadım, aferin bana. Oysa o kadar hoşuma gidiyor ki, önceden okuduğum kitaplar hakkında ne yazmışım diye tekrar dönüp bakmak. 

Üzüm kuzum gayet iyi. Bu tatilde onunla beraber evdeydik. Keyifler yerinde. Kurban hakkında ne düşündüğümü her sene yazıyorum tekrarlamaya gerek duymadım şimdi. Bu sene eşim gitti ailesinin yanına, ben de üzümle kaldım evde. Babama ve anneme gittim dün kısacık o kadar. Evde yalnız olunca bir yerleri düzenleme, temizleme hevesi geliyor nedense bana. Bir gün banyoya girdim, tüm banyo dolaplarını boşalttım, bir yığın çöp çıkardım. Diğer gün yatak odasındaki ve salondaki çekmeceleri, dolapları hallettim. Bir ferahlık, bir ferahlık. Resmen çöp biriktirmişiz çekmecelerde.


Akşamları film keyfi yaptım. Dün akşam izlediğim muhteşem filmi önermeden geçmeyeceğim. Contact. Carl Sagan'ın bilim kurgu romanının filme aktarılmış hali. Kitabı okumadım ama mutlaka okuyacağım. Diyebileceğim tek şey: Carl Sagan, sen bu evrendeki en muhteşem yıldız tozusun be adam. İzlemediyseniz Kozmoz belgeseline de başlayın derim bir an önce. Bunu izlemeden ölmemelisiniz. Filmde Judie Foster'ın oynadığı Ellie karakterinin yerinde olmak için neler vermezdim. Ya size deselerdi, uzaydan gönderilen akıllı mesajların peşine gönderilecek kişi olmayı kabul edermiydiniz? Geri döneceğinizin, dönerseniz yaşadığınız gezegeni, sevdiğiniz ve tanıdığınız tüm insanları eskisi gibi bulabileceğinizin bir garantisi olmasaydı? 

Baaşkaa nolduu? Ben bir dövme daha yaptırmaya karar verdim. Bir model buldum ve aşık oldum. Yerine de karar verirsem en kısa zamanda ikinci dövmem olacak. Bu arada kilo aldım ben :( 4-5 kilo kadar. Yürüyüşe de gitmiyorum ne zamandır. Ama yeniden başlamam lazım. Bu gidiş hiç güzel değil. Löp löp oldum resmen. Selülitler, selülitlerr. 

Haaa, bir tatil yaptık ki bu seneee. Sadece 4 güncük amma velakin bundan böyle başka bir yere gitmem pek mümkün değil. Fethiye Kabak Koyu. Gittiniz mi? Muhteşem bir yer. Hayalini kurduğum her şeyin gerçeğe dönüştürülmüş hali. Kusursuz bir doğa, yemyeşil, sık ağaçlar, ormanın içinde ve acayip bir mavisi olan denizin dibindesin. Su bildiğin ısıtılmış gibi. Ege'nin serin suyundan sonra rüya gibiydi suyun sıcaklığı. Ben sevmiyorum öyle 5 yıldız, her şey dahil, animasyonlu, bol turistli, kalabalık, vıcık vıcık tatili. Kabak koyu kesinlikle rüyalarımın tatil yeri. Hele o geceler, gökyüzünün muhteşemliği... 


Yine görüşelim blog. Özledim seni. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...