george orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
george orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2013 Pazar

Kitaplar ve Sigaralar - George ORWELL


Hayvan Çiftliği ve 1984'ten sonra üçüncü Orwell kitabım. Bu diğerlerinden farklı olarak yazarın kendinden de epey bahsettiği makalelerden oluşuyor. 7 bölümden oluşuyor. Bölümler şöyle:
  • Kitaplar ve Sigaralar
  • Kitapçı Anıları
  • BirKitap Eleştirmeninin İtirafları
  • Yazının Korunması
  • Ülkem Sağ mı Sol mu?
  • Yoksulların Ölümü
  • Ne günlerdi!
En çok etkilendiğim bölüm son bölüm. Bu bölümde yazar çocukluğunu geçirdiği yatılı okuldaki günlerini anlatıyor. Okurken bile içinize karanlık bulutların çörekleneceği türden bir okulda geçen çocukluk anıları. 

119 sayfadan oluşan kitap Orwell'ı daha yakından tanımak isteyenler için güzel bir kaynak. 
* Totalitarizm, bir inanç çağından çok bir şizofreni çağı vaat eder. Toplum, yapısı belirgin bir biçimde yapay hale gelince; yani yönetici sınıfı işlevlerini kaybetmesine rağmen güç kullanarak ya da sahtekarlıkla iktidara tutunmakta başarılı olunca totaliterleşir. Böyle bir toplum ne kadar uzun var olursa olsun asla ne hoşgörülü olabilir ne de entellektüel açıdan istikrarlı. Asla ne olayların gerçeğe uygun bir şekilde kaydedilmesine ne de yazınsal yaratımın ihtiyaç duyduğu duygusal samimiyete izin verir.

* Tanrılar kıskançtır ve şansınızın yaver gittiğini onlardan saklamanız gerekir.

* Erdem; kazanmaktan, diğer insanlardan daha büyük, daha güçlü, daha yakışıklı, daha zengin, daha popüler, daha zarif, daha vicdansız olmaktan, hükmetmekten, zorbalık etmekten, açı çekmelerine yol açmaktan, onları gülünç duruma düşürmekten, ne şekilde olursa olsun onlardan daha iyisini elde etmekten ibaretti. Ebediyen kazanmayı hak eden ve hep kazanan güçlüler ve kaybetmeyi hak eden, hep kaybeden güçsüzler olacaktı. 

* Hüküm süren normları sorgulamadım, çünkü görebildiğim kadarıyla onların yerini alacak normlar yoktu. Nasıl olur da zenginler, güçlüler, gözdeler haksız olabilirdi? Tanrıyı sevmeniz gerekiyordu, ve ben bunu sorgulamadım. Yaklaşık 14 yaşıma dek tanrıya ve hakkında söylenenlerin doğru olduğuna inandım. Ama onu sevmediğimin tamamen farkındaydım. Tıpkı, İsa'dan ve İsrailoğullarının atalarından olduğu gibi ondan da nefret ediyordum.

* Dua kitabı tanrıyı sevmenizi ve ondan korkmanızı söylüyordu, fakat korktuğunuz birisini nasıl sevebilirsiniz?

* Param yoktu, güçsüzdüm, çirkindim, popüler değildim, geçmek bilmeyen bir öksürüğüm vardı, korkaktım ve kokuyordum.  Sevimsiz bir çocuktum. Başarılı olmanın benim için olanaksız olduğu kanaati o kadar derine işlemişti ki, yetişkinken de uzun süre eylemlerimi etkilemeye devam etti. Aşağı yukarı 30 yaşına gelene kadar yalnızca yaşamımı her zaman bütün büyük girişimlerimin başarısızlığa mahkum olduğu varsayımıyla planlamakla kalmadım, aynı zamanda ancak birkaç yıl daha yaşayacağım beklentisini de hesaba kattım.

17 Mayıs 2013 Cuma

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George ORWELL

   

   Kapkara bir gelecek tasarımı. Bir karşı ütopya kitabı. 1948'de yazılmış ve çevirmenin önsözünde yazdığı gibi "Orwell'ın kitabı yalnızca geleceğe ilişkin değil, günümüze ilişkin bir yazıdır. Belki de, gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına ilişkin bir uyarı."

  Şöyle bir ortamda düşünün kendinizi. Her anınız gözetlenmekte ve dinlenmekte. Evinizde, sokaklarda "tele-ekran" denilen ses ve görüntü alan ekranlar var. En büyük suç düşünce suçu ve en yakınlarınız bile düşünce polisi olabilir. Mimikleriniz, hatta uykunuzda sayıklamanız bile düşünce suçu işlediğinize kanıt sayılabilir. Tarih kitapları ve geçmişe ait tüm belgeler yok edilmiş ve yeniden yazılmakta. Düşünceyi kısıtlamak için, kullanılan dil yeniden düzenleniyor. İnsan kelimelerle düşünüyor ve ne kadar az kelime kullanılırsa o kadar az düşünülür. Sevgi ve cinsellik kavramları da yok edilmiş ve yasaklanmış. Cinsellik sadece devlet kontrolünde ve devlete hizmet edecek bireyler yetiştirmek için kullanıyor. En ufak düşünce suçu sonu gelmeyen işkencelerle cezalandırılıyor. İnsanlar bir gün içinde yok ediliyor, yaşadığına,bir zamanlar var olduğuna dair tüm kayıtlar siliniyor. Kitaptaki şekliyle "buharlaştırılıyor."
     Kitap o kadar mükemmel tasarlanmış detaylarla dolu ki o karanlık ortamı adeta yaşıyorsunuz. Orwell'ın hayalgücüne ve ileri görüşüne hayran kalmamak mümkün değil. Bir an olsun sıkılmadan bitirdiğim bir kitap.
Geçtiğimiz gün bir haber okudum. Tarih kitaplarını yeniden yazacaklarmış büyüklerimiz. Bu kitabı okuduğum günlerde tarih kitaplarıyla ilgili bu haber beni epey korkuttu.  Her gün bir takım istatistiki bilgiler veriliyor. Ekonomimiz şöyle iyi, böyle gelişti. Borçlarımız şu kadardı, bu kadar oldu. Kişi başına şu kadar gelir düşüyor.İyi de neden bu haldeyiz o zaman?? 
   Tarihin yeniden yazıldığı, tüm kayıtların sürekli yenilendiği ve değiştirildiği bir bakanlıkta çalışıyor kahramanımız Winston. Bakanlığın adı yapılan işle birebir zıt "Gerçek Bakanlığı". Bizim de bir Gerçek Bakanlığımız olmasından korkuyorum bu gelişmeleri gördükçe.


Ve işte kitaptan çiziktirdiklerimden ;

- Partinin dünya görüşü onu hiç anlamayan insanlara daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde böylelerine kolayca benimsetiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini de göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.  

-Boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun serseme çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda farkettiği ayrıcaklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Hayvan Çiftliği - George Orwell



     8 ay önce yazmışım en son. O tarihten beri de sayfayı hiç açmadım zaten. Yeniden yazmaya başlamamın sebebi okuduğum birbirinden güzel blog sayfaları. Çok seviyorum blog okumayı, okudukça da özeniyorum. Okunmak için değil de yaşamıma dair kayıt tutma isteği aslında bu sayfa. Okuduğum kitapların, izlediğim filmlerin kaydını tutmak istiyorum. Şimdiye kadar o kadar kitap okudum, o kadar pişmanım ki her biri için bir iki satır yazmadığıma. Şöyle de bir problemim var ki, okuduklarımı kısa sürede unutuyorum. İşte böyle bir kayıt tutarsam kalıcı bir arşivim de olmuş olacak.
     George Orwell'ın iki kitabını aldım fuardan. Biri Hayvan Çiftliği, biri de Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Hayvan Çiftliği kitabın kapağında da yazdığı gibi bir "masal" mı acaba? Masalsı bir dilde anlatılmış siyasi bir taşlama kitabı. Kahramanlarının hayvanlar olduğu, bir çiftlikte yaşayan hayvanların, en zekileri olan domuzlar önderliğinde ayaklanarak çiftliğin yönetimine el koyduğu bir masal.
     Domuz Koca Reis bir gün tüm hayvanları toplar:
     " Yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır? Açıkça söylemekten korkmayalım. Şu kısa ömrümüz yoksulluk içinde, sabahtan akşama kadar uğraşıp didinmekle geçip gidiyor. Dünyaya geldikten sonra yaşamımıza yetecek kadar yiyecek verirler, ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırırlar, işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. Hayatımız sefillikten, kölelikten başka nedir ki? İnsanlar, emeğimizle ürettiğimizin neredeyse tümünü bizden çalıyorlar. İşte tüm sorunlarımızın yanıtı burada: İnsan. Tek gerçek düşmanımız insandır. İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur. Gene de tüm hayvanların efendisidir. Bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi? Şu insanoğlundan kurtulalım, emeğimizin ürünü bizim olsun"
     der ve kıvılcımı çakar. Hayvanlar ayaklanarak insanları çiftlikten kaçırır ve yönetime el koyar, artık sütleri, yumurtaları, tüm ürünleri kendilerine aittir. Ancak durum bekledikleri gibi gelişmez. Kurnaz ve zeki domuzlar, gitgide zalim insanların yerini alır.
     Kitap Stalin'e ve kurduğu düzene sert bir taşlama niteliğinde. Napolyon adlı domuz Stalin'le özdeşleştirilmiş. Her ne kadar benzetmelerle toplumsal sınıfları anlatsa da, yukarıdaki satırlarda okuduğunuz gibi insanların hayvanlar üzerindeki tahakkümünü de gerçekçi bir biçimde anlatmış. Sadece Stalin dönemi değil, günümüzde de pek çok benzerlikler bulabileceğiniz ayrıntılar var. Domuz Napolyonlar o kadar çok ki.
    Masal anlatımıyla yazılmış bu kitabı bayılarak okudum. Bir günde bitirebileceğiniz kadar kısa bir kitap.


   
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...