vejetaryen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vejetaryen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2014 Cumartesi

Kızgınlık, sitem, başarısızlık hissi...


Dün eşimin ceketlerini kuru temizlemeye bırakmak üzere bir alışveriş merkezine gittik. Akşam yemeğini de halledelim çıkmışken dedik ve üst kattaki yemek bölümüne çıktık. Daha önce de bahsetmiştim, Türkiye'de vejetaryenseniz dışarıda yiyebileceğiniz bir şey bulmak gerçekten zor. Her zaman yaşadığım bir zorluktu ama dün çok fazla canımı sıktı nedense. Her yerde alabildiğine et, her yemekte et. Etin binbir çeşidi. Tavuğun, dananın, kuzunun, ineğin binbir parçaya bölünmüş binbir hali. Kendimi birden o kadar kötü hissettim ki. Her yerde et kokusu. Herkes et yiyor, deli gibi hamburger, köfte, iskender, kebap adı altına gizlenmiş hayvan parçaları yiyor. O yediklerinize bu şekilde isimler vererek hayvan yediğinizi gizlemeye çalışıyorsunuz. Aklınıza getirmek istemeseniz de yedikleriniz bir zamanlar yaşayan bir canlının vücudunun parçaları. Birden oradaki herkesi yamyam gibi gördüm ve ciddi şekilde etrafımdaki herkesten nefret etmeye başladım. Çorba içeyim en azından dedim. Ama ne mümkün, her şeye et bulaştırmak zorunda bu sistem. Et suyu koyuyorlar bok varmış gibi. Ağzımı bozduruyorlar bana da. Uzun ve stresli uğraşlar sonunda yemek yemekten vazgeçecek kadar sinirlenmişken bir yerde etsiz çorba buldum, onu aldım. 

Aslında belki de canımın bu kadar sıkılmasının nedeni eşimin de et yiyecek olmasıydı. Evet, en yakınımdaki insanın bile bakış açısında bir değişiklik yapamamış olmama bu kadar sinirlendim sanırım. Kendimi yetersiz ve başarısız hissetmemdi bu kadar kızdıran duygu. Ben çorbamı aldım ve eşim de  köfte adı verilen hayvan parçalarını.

Hayır anlamadığım şey şu. Neden vazgeçilmesi bu kadar imkansız gibi geliyor? Eşimden yola çıkalım. Dünden önceki gün bir video gördük internette. Allahın cezası bir adam mezbaha olduğunu düşündüğüm bir yerde deve kesiyor. Bir sürü deve var, kimileri yerde can çekişiyor, kimileri de duvarın dibine sıkışmış, korkuyla ölümü bekliyor yerdeki develere bakarak. Her yerde kan var. Bu pislik herif, elindeki bıçakla bir devenin yanına gidiyor ve boğazına bir kesik atıyor, oluk oluk kan fışkırıyor deveden ve yere düşüyor hayvan. Diğerlerinin ayaklarının dibinde o da can çekişmeye başlıyor. Ve adam tekrar tekrar gide gele bu işlemi diğer develere yapıyor, duvar dibinde birbirine dipdibe sıkışmış tüm develer yerde can çekişene kadar devam ediyor bu işlem. Hayır ölüm birden gelmiyor, o pislik herif öldürmüyor bile o hayvanları, sadece boğazına kesik atıp bırakıyor, hayvan tüm kanı boğazından boşalıp bitene kadar can çekişiyor yerde acı içinde. Bir yandan da hortumla su fışkırtılıyor duvarlara. Kanlar kurumasın diye. 

Bu videoyu izledikten sonra oldukça siniri bozuldu eşimin. Sadece eşimin ya da benim değil, hangi insan izlese bu görüntülerden etkilenmemesi mümkün değil. Peki, sen nasıl oluyor da tabağındaki etle o hayvanlar arasındaki bağlantıyı koparıyorsun. O adam senin yiyeceğin hayvanı kesiyor. Senin için kesiyor. Beynimizde nasıl yok ediyoruz bu bağlantıyı aklım almıyor. Bunları bile bile nasıl iştah duyabiliyorsun o ete. Gözünün önüne nasıl oluyor da gelmiyor o hayvanların korku dolu bakışları. 

Bu kadar açık ve itici olmak istemezdim ancak gerçekten kafamın almadığı şeyler var. Neden insanlar bu tip şeyleri görmek, duymak dahi istemezken et yemeye devam ederler? Mezbahalarda neler yaşandığını bilseler bile nasıl olur da ete iştah besleyebilirler? Neden insanlar tabağındaki yemeğin kaynağını öğrenmekten bu kadar kaçarlar? Beslenme tarzını değiştirmek bu kadar zor mu gerçekten? Yiyeceğin eti kendin elde etmek zorunda olsaydın eline bıçak alıp bir hayvanı kesebilir miydin? Bunu başkaları senin için kapalı kapılar ardında ve gözden uzakta yapınca iç rahatlığıyla yiyebilirsin değil mi? Bu kadar zor mu etsiz yaşamak gerçekten? 

*Görsel buradan 

15 Ağustos 2014 Cuma

Vejetaryenler için protein kaynakları


Sevgili kedimi beklerken'in şu yazıma yaptığı yorum üzerine, hem ona hem de tüm merak edenlere biraz olsun yardım edebilmek için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu konuda kaynak açısından hiçbir sıkıntı yok. Ama yine de ufak bir derleme yapayım ben de. Vejetaryen olanlara ya da olmaya karar verenlere her zaman sorulan soru şudur: "proteini nereden alacaksın?" Tek protein kaynağı et ve ürünleriymiş gibi yerleşmiş bir kanıya sahip olduğumuz için, vejetaryenlerin sağlıksız beslendikleri, yeterli besini alamadıklarını düşünürüz. Ya da düşünürsünüz, ben düşünmüyorum :) 

Proteinler hayvansal ve bitkisel kaynaklıdır. Kırmızı et, yüksek oranda protein içermesine rağmen kötü kolesterole neden olan doymuş yağ yönünden zengindir, bu yüzden başta kalp rahatsızlıkları olmak üzere felç, böbrek rahatsızlıkları, osteoporoz ve kolon kanseri gibi hastalıklarına neden olabilir. 

Eğer vegan değilseniz, yani yumurta, süt ve ürünlerini tüketiyorsanız, gerek protein açısından gerekse diğer vitamin alımları açısından hiçbir sıkıntınız olmaz, aksine et tüketenlere göre çok daha sağlıklı bir beslenme şekliniz vardır. (Burada yine belirtmeden geçmeyeyim, veganları takdir ediyorum ve hayranlık duyuyorum ama kendi açımdan uygulayabileceğimi düşünmüyorum.) 


Protein et dışında nelerde var, bakalım. Hayvansal gruba bakalım önce. Yumurta, süt, yoğurt, peynir.

1 adet yumurtada 6,5 gr protein

1 su bardağı sütte 7 gr protein

1 kase yoğurtta 6 gr protein

100 gr lor peynirinde 14 gr protein bulunuyor.

Eğer hayvan yemek sizi de vicdanen rahatsız ettiği için vejetaryen olduysanız (sadece tadını sevmediği için olanlar da var), aldığınız yumurtanın, sütün de kaynaklarını araştırmanızı tavsiye ederim. Çünkü hayvanlara karşı acımasız davranan tek sektör et sektörü değil. Süt ve yumurta sektörü bu konuda çok  daha Hitlervari olabiliyor. 

Bir kişinin günlük alması gereken protein miktarı nedir peki? Dünya Sağlık Örgütüne göre minimum seviye kilo başına günlük 0,45 gr, maksimum seviye ise 0,80 gr, eğer ki kuvvet antrenmanı yapan bir sporcu iseniz ise bu oran kilo başına günlük 1-1,2 grama kadar çıkıyor. Yani kilonuz başına 0,45 - 0,80 arasında bir değerde protein alımı yeterli olacaktır. 

Kendi açımdan hesaplarsam: 49*0,65 = 31,85. Yani günlük yaklaşık olarak 32 gram protein almam gerekiyor. 

Geçelim bitkisel kaynaklı proteinlere. Ceviz, fındık, baklagiller, soya ürünleri, tahıllar.

Bazılarının değerlerini de vereyim:
1 Avuç kavrulmamış tuzsuz bademde 8,4 gr protein
1 avuç kavrulmamış Kajuda 7 gr protein
1 avuç fındıkta 5,4 gr protein


Şu ana kadar verdiklerimle hesaplarsam, günde 1 kase yoğurt, 1 yumurta, biraz peynir, 1 er avuç kuruyemiş yediğim zaman 39 gr. protein almış olurum ki bu benim vücudum için gerekli olan günlük 32 gr. proteinin bile üstünde. 

Yani herkesin gözünde büyüttüğü bir protein sorunu yok vejetaryen beslenmenin. İçiniz rahat olsun :) 

Kansız, işkencesiz tabaklarınız olsun efendim, saygılar.

Aha bi de çizelge vereyim : TIK 

31 Temmuz 2014 Perşembe

Vejetaryenlik üzerine ve adsız sağlıkçının yorumuna cevap


Bayram tatili de bitti. Tatile, Üzüm'e ve neler yaptığıma ilişkin haberleri bir başka postta yazıcam. Önce bir yoruma cevap vermek istedim. Şu yazıma sağlıkçı olduğunu belirten adsız kişisinden gelen "Et tüketiminin "aşırı"ya kaçmadığı sürece normal, doğanın bi gereği olduğunu düşünüyorum. Tavuktan bahsetmişsiniz, bir canlı yenir mi demişsiniz. Tavuğun yediği solucan canlı değil mi? Ve bir sağlıkçı olarak söylüyorum, evet sağlığımız için et yemeliyiz."  yorumuna cevap vermek istiyorum. 

Ben lakto-ova denilen türden bir vejetaryenim. Bu da şu demek; et ürünleri dışındaki hayvansal ürünleri yani süt, yumurta, yoğurt, peynir tüketiyorum. Ha bunları tüketirken içim rahat mı dersen, değil. Süt de hayvan sömürüsünün bir yüzü ve hatta en acımasızlarından biri. Çünkü süt vermesi için bir inek ömrü boyunca defalarca hamile bırakılır - ki bu doğal yolla değil, demir bir çubukla döllenmek suretiyle- sonrasında yavrusu elinden alınır, bebeğinin ihtiyacı olan sütü bizler tüketiriz. Bu aşamada yavrunun ve annenin yoksunluk belirtilerini ve çektiklerini saymıyorum bile. İnek ömrü boyunca bu şekilde tüketildikten sonra sütü azalınca kasabın elinde can verir.  Süt endüstrisinin özü budur. Yumurta desen bundan beter, hatta kanatlıların çektiğini başka hiçbir canlı çekmiyor yeryüzünde. Daha detaylıca girmek istemediğim bu tip sebeplerden dolayı, yumurtayı babamın bahçesindeki tavuklardan, sütü de köyden alamazsam tüketmiyorum. Marketten gidip de yumurta ve süt almıyorum. Alamıyorum, anlamak istemeyenler için bu benim açımdan bir vicdan meselesidir deyip kapatmak istiyorum. 


Veganlara, yani hiçbir hayvansal ürün tüketmeyenlere saygı duyuyorum, takdir ediyorum ve hayranlık duyuyorum ama kendi açımdan yapabileceğimi düşünmüyorum. Şu anda bile dışarıya yemeğe çıktığımızda sıkıntı yaşıyoruz, ülkemizde vejetaryen yemek kültürü diye bir şey olmadığından, ya kaşarlı pide yiyeceksin ya da makarna. Başka hiçbir seçeneğin yok. Çorba bile içemiyorum çünkü et suyu koymadan çorba mı yapılır mantığı var. E peynir de tüketmezsem, geriye hiçbir şey kalmayacak. Yemek yapma konusunda da çok yaratıcı ve iyi olduğumu söyleyemem. Yani vegan olduğum takdirde ciddi sağlık sorunları yaşayabileceğimi düşünüyorum. 

Gelelim sağlıkçı yorumcumun söylediğine, yani sağlığımız için et tüketiminin zorunluluk olduğu fikrine. Eti protein açısından zorunluluk görmek, tek protein kaynağının et olduğunu sanmak bence en kibar tabirle cahilliktir. Yumurta, yoğurt, kuru yemişler, baklagiller, lor... Bu besinlerdeki protein oranlarıyla etteki protein oranlarını kıyaslamanızı tavsiye ederim. Lakto-ova vejetaryenliğin et yiyenlerle kıyaslandığında çok daha sağlıklı bir yaşam biçimi olduğunu kabul etmek gerekiyor bence. Bir doktorun hazırladığı şu kaynaktan yaptığım alıntıya göre;

"Vejetaryenliğin sağlık açısından yararları:
• Vejetaryen diyetler kalp-damar hastalık riskini azaltmaktadır. Hayvansal kaynaklı besinlerin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir. Koroner kalp hastalığının, et yiyenlerde yemeyenlere göre %30 daha sık görüldüğü bildirilmektedir. 

• Vejetaryen diyeti uygulayan  bireylerin, karışık beslenenlere, özellikle eti çok tüketenlere göre kan basıncı ve hipertansiyon riski düşüktür. Bu olumlu etki vejetaryen diyetlerinin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterolü az içermesinin yanı sıra posa, sebze, meyve ve kurubaklagil gibi bitkisel besinleri fazla içermesinden dolayı kan basıncının düzenlenmesinde etkili olan potasyum, magnezyum ve kalsiyumun çok, tuzun (sodyumun) az alınmasından kaynaklanmaktadır.

• Vejetaryen diyeti tüketen bireyler, et içeren diyetle beslenen bireylere oranla daha düşük sıklıkta kansere yakalanmaktadır. Vejetaryen diyeti kurubaklagil, ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyveler, taze sebze ve meyveler ile saflaştırılmamış tahıl ürünlerinden zengindir. Bu besinler de kansere karşı koruyucu olarak bilinen antioksidan ögelerin (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, bioflavonoid ve diğer biyoaktif bileşikler) alımını artırır. 

• Osteoporosiz (kemik erimesi), kemik mineral içeriğinin azalmasıyla kemiklerin kırılabilir duruma gelmesidir. Etle beslenenlerde osteoporosize yakalanma riski daha yüksektir. Et gibi yüksek protein içeren besinlerin fazla tüketimi, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olabilmektedir. Vejetaryen diyeti, yeterli düzeyde az yağlı süt ürünlerini bulundurduğunda 
yeterli kalsiyum alımını sağlar ve osteoporosiz riskini azaltır. 

• Vejetaryen diyeti, posadan zengindir. Şeker hastalığı (Diyabet), yüksek posalı diyet uygulayanlarda,  düşük posalı diyet uygulayanlara oranla daha az görülmektedir. Ayrıca bitkisel kaynaklı besinler posa açısından zengin olduğundan, kabızlığa karşı da koruyucudur.

• Vejetaryen beslenme alışkanlığı sürdürenler, böbrek taşları, safra taşları için de düşük risktedirler.

Vejetaryenliğin sağlık açısından sakıncaları:
• Vejetaryen olmak her zaman sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürüldüğü anlamına gelmez.
  
• Vejetaryen bireyler besin çeşitliliklerini iyi ayarlayamazlarsa demir mineralini yetersiz alabilirler. Bunun sonucunda ise kansızlık (anemi) görülmesi kaçınılmazdır.

• Vejetaryen diyetlerinde özellikle veganlarda B12 vitamini yetersizliği de anemiye neden olur ve sinir sisteminde geri dönüşü olmayan zararlar verir.

• Vejetaryen yetişkinler, büyüme çağındaki çocuk ve gençler kalsiyumun iyi kaynakları olan süt ve ürünlerini yetersiz tükettiklerinde kemik sağlıkları riske girecektir.

• Besin çeşitliliği sağlanamadığı ve B12 vitamini gereksinimini karşılayacak kadar yumurta ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinler tüketilmediğinde homosistein yükselir. Homosistein seviyesinin yükselmesi ise kalp damar hastalıkları için bir risk faktörüdür."

Şimdi yukarıdaki manzarayı incelediğimizde, yarar-zarar kıyaslaması yaparsak, kim daha iyi besleniyor? Yumurta ve süt ürünleri -ki bunların da doğalını tüketiyorsa- tüketen bir lakto-ova vejetaryen olan ben mi, yoksa etobur arkadaşım mı? Düzenli B vitaminimi alıyorum, yumurta ve yoğurt yiyorum, her gün badem, ceviz, kuru üzüm, fındık tüketmeye çalışıyorum. 

Tüm bu beslenme ve insan sağlığı kısmını geçsek bile, ben kendi açımdan, kendi vicdani rahatsızlığımdan dolayı et yiyemiyorum. Lezzetinden vazgeçmemek uğruna hayvanlara yapılan tüm zulümlere ortak olmak istemiyorum. Dünyanın sadece biz insanlar için varolduğu, hayvanların bizim beslenmemiz için yaratıldığı düşüncesi bana son derece bencil, kibirli ve türcü bir düşünce şekli gibi geliyor. 

Doğanın bir gereği olarak et yeme konusunda ise tam bir ikiyüzlülük içinde insanoğlu. Et yiyorum, çünkü doğanın kuralı bu diyorsunuz. Aslanlar ceylanları yiyor, tavuklar da solucanları yiyor, ben de inekleri yerim diyorsunuz. Hem bizler en üstün canlılarız, hayvanlardan üstünüz farklıyız diyorsunuz. Hayvanlar deneylerde türlü işkencelere tabi tutulurken "ama onlar hayvaaaan" diyorsunuz. Ama mevzu et yemeye gelince hayvanlarla bir olmakta bir sakınca görmüyorsunuz. Bir aslan etobur olduğu için et yemek zorunda, ya sen? Lezzetinden vazgeçemediğin için her yıl milyarlarca hayvan öldürülüyor, gün yüzü görmeden, ayakları çime basmadan, tıklım tıkış kafeslerde işkence ediliyor. Hissetmediklerini, acı duymadıklarını düşünüyorsan senin için yapabileceğim ve söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Ama hissedebildiklerini bile bile yiyorsan, biraz daha düşünmeni, biraz daha empati kurmanı istiyorum. Bu bir zorunluluk değil, bunu kabul et, lezzetinden dolayı vazgeçmemek adına bahaneler üretme. 

Sevgiler, saygılar efenim :)




30 Ocak 2014 Perşembe

Direne direne kazanacağım - mı acaba -



Bizim toplumumuzda şöyle bir kanı var; et yemeyen insan sağlıksızdır. Fazla kilon yoksa, et yemiyorsan, hastalıklısındır, ya da bünyen zayıf düşmüştür. 

Çalıştığım mekanda toplamda 6 kişi var, ikisiyle yakın temastayım, yani aynı odadayız. İkisi de sürekli ama sürekli hastalar. İkisi de etobur. Tek vejetaryen olarak, aralarında hastalığa karşı en dirençlileri benim. Üstelik sürekli hasta olan, hapşıran, tıksıran insanlar bunlar. Müdürümün yaklaşık 2 aydır geçmeyen bir gribi var. Diğer arkadaşa da bulaştı ama birkaç günlük raporla atlattı kendisi. Hoş yine hasta olmak üzere ya neyse.

Aylardır resmen direniyorum. Ama 2 gündür başlangıcı yaptım, sürekli hapşırık, burun akıntısı var ama tam tutulmadım hastalığa. Her gün adaçayı, zencefilli tarçınlı ballı çaylar içmekten bir hal oldum. Düzenli B vitamini kullanıyorum zaten, yanına da 2 gündür grip için bir ilaç içiyorum. Yani en sonunda beni de hasta etmeyi başaracaklar sanırım.

Bol yeşil sebze (iyi yıkanması şartıyla) , çok sıcak ve havasız ortamlarda bulunmamak, bol su tüketimi, sık sık elleri yıkamak, doğal bitki çayları (poşettekiler değil), meyve tüketmek(mevsimindekileri). İşte benim önlemlerim bunlar. Gayet de işe yarıyor. 

Geçen gün iş yerinde birisiyle bu vejetaryenlik mevzusu açıldı. İlk kez konuştuğum biri kendileri. Et yemediğimi öğrenince bugüne kadar duyduğum en ilginç tepkiyi aldım. "BU DA HASTALIK GİBİ BİR ŞEY DEĞİL Mİ?" Evet, böyle söyledi. :) Ne denir ki? Üstelik tanımadığım biri. Adama oturup uzun uzun neden vejetaryen olduğumdan, yediği etlerin hangi aşamalardan geçtiğinden falan mı bahsedicem. Gel sana bir video izleteyim mi diyeceğim? Hiçbir şey demedim. Varsın hastalık olarak görsün, hasta beyniyle. 

11 Aralık 2013 Çarşamba

Hayvan Haklarına Giriş - Gary L.Francione

gary l.francione

Yazar Gary L.Francione hukuk ve felsefe profesörü. Amerika'da ilk kez bir üniversitenin hukuk fakültesinde hayvan hakları üzerine ders vermiş.

Francione, hayvan endüstrisinde sıkça kullanılan "insanca muamele" kavramının uygulanabilir bir kavram olmadığından bahsederek, hayvanlara "mal" gözüyle baktığımız sürece, insan dışındaki canlılara karşı uygulanan ahlak dışı muamelenin asla yok olmayacağını savunuyor.

Bugüne dek hayvan hakları üzerine okuduğum kitaplarda görüş olarak en yakın hissettiğim buydu. Yazar, hayvanların insanların "mal"ı olmaya devam ettiği sürece hayvanların acısını dindirmeye yönelik tüm hukuksal düzenlemelerin yetersiz kalacağını söylüyor ki, bunu görmemek mümkün değil. Hukuk profesörü olan yazar, Amerika'da hayvanlarla ilgili görülen davalardan da çok çarpıcı örnekler vermiş. 

Arka kapakta şöyle yazıyor; "Kölelik sorunu nasıl ki kölelerin durumunu düzelterek çözülmediyse, hayvanların kurtuluşu da ancak hayvanların mal statüsüne son verilmesi ile mümkündür." 

  • Hayvanlara yönelik ahlaki tavırlarımız en hafif tabirle şizofreniktir.Bir yandan, hepimiz hayvanlara gereksiz yere acı çektirmenin ahlaken yanlış olduğunu kabul ederiz. Diğer yandan onlara acı çektirmeye devam ederiz.
Nedir gereksiz yere acı çektirmek? Kürk giymek zorunlu mudur? Bir canlıyı kürkü için üretmek, kafeslerde tutmak ve canlı canlı derisini ondan koparmak. Lütfen görmezden gelmeyin, açın youtobe'ta onlarca video var. Kürk nasıl elde ediliyormuş görün. Sirklerde dans eden, top oynayan hayvanlar görmek zorunlu mudur? Yunusları okyanuslardan koparıp daracık beton havuzlarda tutmak zorunlu mudur? Hayvan deneylerinin insanlarla birebir bağdaşmadığı kanıtlandığı halde, hala her yeni ürün için, ilaç için, milyonlarca hayvanı acılar içinde öldürmek zorunlu mudur? Ava çıkmak, eğlence olsun diye hayvan öldürmek zorunlu mudur? Hayvan yemek zorunlu mudur?

  • Şu ya da bu fırın temizleyicisinin ya da şampuanın "yeni ve daha güçlü" versiyonlarıyla bombardımana tutuluyoruz ve bu ürünler hayvanlar üzerinde insan sağlığı için değil, şirket karları için zorunlu olduklarından dolayı test ediliyorlar. Hayvanlara gereksiz yere acı çektirilmesine karşı olduğumuzu savunuyorsak, bir tane daha "yeni ve daha güçlü" ürüne sahip olmamızın zorunlu olup olmadığını sormak zorundayız.


Bu fotoğraflara bakmak bile acı veriyor değil mi? Bakmak bile... Sorumlusu olmak??? Bu zalimlik zincirinin bir halkası olmak? Bence daha da acı. 

Yazar son bölümde; hayvanlara gereksiz yere acı çektirmeye son vermek istiyorsak, hayvanların mal statüsünü düzenlememiz değil, toptan kaldırmamız ve hayvanları, insanlar için kabul edilemez bulduğumuz yöntemlerle kullanmaya son vermemiz gerekir, der. Peki nasıl olacak bu? Yazar için de kısa zamanda pek mümkün görünmese de;
  • Böylesi farklı bir dünya yaratmak için elbette bazı fedakarlıklarda bulunmamız gerekir.Örneğin hayvanları yemek gibi gereksiz bir zevkten vazgeçip hayvansal yağlarla damarlarımızı tıkamaya son vermemiz gerekir; rodeolarda ya da sirklerde hayvanların çektiği eziyetleri seyredip eğlenmeye son vermemiz gerekir, ormanda yürüyüşe çıkıp hayvanları oklarımızla ya da tüfeklerimizle öldürmekten vazgeçmemiz gerekir, onları ancak laboratuvarlarda görebilecekleri ilaçlara bağımlı hale getiren şaibeli bir bilimden vazgeçmemiz gerekir. Nihayet bazı hayvanları sevip onlara ailemizin birer üyesi gibi muamele ederken, onların hissetme yetilerinden, duygusal kapasitelerinden, kendilerinin farkında olan birer kişi olduklarından asla şüphe duymazken, onlardan hiç de farklı olmayan başka hayvanların ölü bedenlerine çatal bıçaklarımızı saplamamıza neden olan ahlaki şizofrenimize son vermemiz gerekir.
  • Köklü alışkanlıklardan vazgeçmek zaman alır, ama bu, o alışkanlıkların ahlaki olduğu anlamına gelmez. Et yeme alışkanlığında da olduğu gibi, bazen tercihlerimiz ahlaki görüşlerimizi belirleyebilir, oysa tam tersi olması gerekir. Bana "et yemenin ahlaken yanlış olduğunu biliyorum, ama hamburger yemeye bayılıyorum"diyen o kadar çok insan oldu ki. Et yemeyi sevmek, maalesef, et yemeyi meşrulaştıran bir iddia değildir ve et yemeyi seviyor olmamız bir ahlak ilkesini çiğnememizi mazur göstermez. Ahlaklı olmanın önemli olduğunu düşünüyorsak, ahlakın gerektirdiklerine uymamız gerekir. Simon'un sırf zevki için köpeklere işkence etmesi yanlışsa, bizim de sırf zevkimiz için et yememiz ahlaken yanlıştır.

5 Eylül 2013 Perşembe

Et Endüstrisi - Hayvanlara Yapılan Zulüm


Görmek istemeyen gözlere, duymak istemeyenlere inat paylaşmak istiyorum. Ayy ben bunlara bakamam deyip de, her gün afiyetle et yiyen herkese izletmek istiyorum. Lütfen izleyin, izleyin ve görün milyarlarca hayvanın neler yaşadığını. Marketten aldığınız paketin içindeki et ne aşamalardan geliyor? Bilmek istiyor musunuz? Yoksa tabağınızdaki eti afiyetle yemeye devam mı etmek istiyorsunuz? 

Bu görüntülere bakamayan insanların durumu neye benziyor biliyor musunuz? Kiralık katil tutanlara. Eğer yiyeceğiniz et için kendiniz bir hayvan öldürmek zorunda kalsaydınız yapabilir miydiniz? Büyük çoğunluğun yapabileceğine inanmıyorum. Ama birileri nasılsa bu işi yapıyor. Birileri her gün binlerce hayvanı öldürüyor, kesiyor, yüzüyor, parçalıyor. Ve siz marketten sepetinize attığınız etle elinizi kana bulaştırmamış oluyorsunuz. Bulaşıyorsunuz, tercihleriniz bu sistemin devam etmesini sağlıyor.

Bunları görüp hiç etkilenmeyecek birileri var mıdır diye düşünüyorum da, kendime gülüyorum sonra. Sanki bunları yapanlar insan değilmiş gibi. İnsan... Yeryüzündeki en vahşi canlı. 

Et yerken aklınıza gelir mi bilmem. Umarım gelir. Umarım aklınızın köşesine mıh gibi çakılır. Bunları paylaşmaktan ve görmekten zevk alan bir psikopat değilim. Ama bunları gördüğüm andan itibaren ne yapabilirim diye kahrolan bir insanım. Yapabileceğim en büyük şey tercihlerimi değiştirmekti. Ve hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi et yememek. Başka ne yapabilirim? Yaşananları, yapılanları gözler önüne serebilirim. 

Lütfen izleyin ve hatırlayın.  

Videonun alt yazılı olanı vardı ancak kaldırılmış. Görüntüler her şeye yetiyor zaten, acının dili aynı.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Neden Vejetaryen Oldum?




Ben vejetaryenim. Birkaç yıla kadar değildim ama kırmızı et yerine tercihim tavuktu. Sonra ne oldu? Ne oldu da vejetaryen oldum, anlatmak istedim. 

Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı büyük bir sevgim var. Evimizde tavşandan, horoza, kuştan balığa, köpekten, kaplumbağaya kadar bir çok hayvan besledim. Tabi horoz beslemeye müsait bir evimiz vardı. Şimdi aklıma geldikçe üzüldüğüm bir şey var çocukluğumda. Her çocukta var olan psikopatlık bende de varmış bu kadar hayvan sevmeme rağmen. Çocukken ne zaman bir sümüklü böcek görsek koşa koşa evden tuz getirir ve hayvancağızın üstüne döküp, erimesini izlerdik. Ne büyük bir pisikopatlıkmış yaa, nasıl vicdan azabı duyuyorum hala o hayvancıkları düşündükçe. 


Yaklaşık 3 yıl öncesine kadar tavuk, en sevdiğim yemeklerin arasındaydı. Bu cümle bile ne tuhaf geliyor şu an. Tavuk = Yemek. Tavuk, bir hayvan yahu, bir canlı. Tavuk = yemek olmamalıydı. Ne zaman çizildi o çizgi, hangi olayın üstüne net olarak emin değilim ama her zaman özellikle de köfte gibi, et yediğimi gerçekten anladığım yemeklerde, midem bulanıyordu. Zaten löp löp kırmızı et yemeyi hiç sevmedim de, köftede falan böyle sinir minir gelince ağzıma öghhhh şu an kusabilirim. 

Sonra ne oldu, ineklerin, kuzucukların, tavukların gözlerine baka baka, onları yiyecek olarak görmekten uzaklaştım. Aslında başından beri zaten öyle görmüyordum. Genelimizde şöyle bir algı var; İnekler başka şeyler, yediğimiz köfte başka şey. Kimse köfte yerken bir ineği yediğini düşünmek istemez. Bir cümle okumuştum geçenlerde; "Yediğiniz hamburgerin gözü vardı." 



Hiç baktınız mı, bir ineğin, bir kuzunun gözlerine. Acı çekerken gördünüz mü onları? İnsanlar, görmek istemiyor yedikleri yemeğin nerden geldiğini, nasıl geldiğini... Marketten paketlenmiş olarak aldığınız et, hangi aşamalardan geçerek geliyor sofranıza. İşte bu soruları sormaya ve gerçekleri öğrenmeye kararlı olduğunuzda gördükleriniz, öğrendikleriniz sizi dehşete düşürecek. Görmeye bile tahammül edemediğimiz şeyleri, biz et yiyelim diye başkalarına yaptırmak ne kadar ahlaklı bir davranış sizce?





O hayvanlar, acı çekiyorlar. Doğdukları andan itibaren acı içinde boğuluyorlar, daracık alanlarda, doğal ortamlarından uzakta, çelik kafeslerin içinde, birbirlerini ezerek, güneş ışığı görmeden, çimlere bir kez bile ayak basamadan, her türlü işkenceye maruz kalarak yaşıyorlar. Bir sürü antibiyotik, hormon ve ilaçla besleniyorlar. Bir sürü hastalıkla, sefil ve kısacık bir yaşam geçiriyorlar.  


Neden peki? 

Et endüstrisinin dayattığı gibi gerçekten insan ete muhtaç mı? Sağlığımız için et yemek zorunda mıyız? Hayır zorunda değiliz. Artık bu kanıtlandıysa da insanların kolayına geliyor bu bahaneye sığınmak. Çünkü çoğu insanın etten vazgeçememe sebebi kesinlikle bu lezzetten vazgeçemeyecek olmalarına inanmaları. Bunu çeşitli bahanelerle örtbas etmeye çalışıyorlar genelde. Peki, bizler nasıl leziz bir öğün yemek için her yıl yaklaşık 50 milyar (50.000.000.000) hayvanın bu koşullarda yaşamasına göz yumacak kadar vicdansız olduk.  Bazen tanıdıklarıma anlatıyorum hayvanları mecbur bıraktığımız koşulları, bazen video ya da  fotoğraf gösteriyorum. İlk tepki "bunları görmek istemiyorum" oluyor. "Neden böyle şeyleri izliyorsun" diyerek benim psikolojimden şüphelenenler de var tabi. Bunları izlemekten ve izletmekten zevk aldığımı falan düşünüyorlar sanırım. Olay şu ki : Siz gözlerinizi kapattığınızda onların acıları son bulmuyor, siz kulaklarınızı tıkadığınızda çığlıkları kesilmiyor. Biz görmezsek yok olmuyor maalesef. Aksine biz görmedikçe, biz duymadıkça bu acı devam ediyor ve etmeye devam edecek. İşte bu nedenle, gerçekleri gördüğümden beri, insanlara da bunu anlatmaya, göstermeye karar verdim. 

Bir kedim var ve o benim bebeğim. Güzel, masum kızım. Şunu düşünün, köpekleri seviyoruz, kedileri seviyoruz, evlerimizde besliyoruz. Ailemizden biri olarak görüyoruz. Peki kedilerinizi ya da köpeklerinizi yiyecek olarak gördüğünüz oluyor mu? Düşünmesi bile korkunç değil mi? Çin'de kedi ve köpeklerin yendiğini biliyor musunuz? Bir balık restoranına gidiyorsunuz ve akvaryumda yüzen balıklardan birini seçiyorsunuz. Ve aşçı o balığı havuzdan çıkarıp sizin için pişiriyor. Aynı şeyi kediler için Çin'de yapıyorlar biliyor musunuz? Kediler bir kafeste duruyorlar, müşteri geliyor ve birini seçiyor. Aşçı kediyi alıyor, öldürüyor, yüzüyor, pişiriyor ve servis ediyor. Bir farkı var mı sizce? Tek fark bakış açısı. Bizler kedileri, köpekleri seviyor, inekleri, kuzuları yiyoruz. Onlar kedileri, köpekleri de yiyorlar, hamamböcekleri ve maymunları da. Biz hayvan bağırsaklarını kokoreç yapıp yiyoruz, onlar maymun beynini. 




En azından bu yazımda kanlı görüntüleri paylaşmak istemedim. Ama tavuk çiftlikleri ve mezbahaların düzenlerinin nasıl işlediğini, hayvanların buralarda nasıl yaşadıklarını ve nasıl öldürüldüklerini de başka bir yazıda anlatırken, görmek istemediğimiz gerçekleri paylaşmak istiyorum. Çünkü onlar yalnız, savunmasız ve zulüm görüyorlar. Bunu görmeli ve göstermeliyiz. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...