sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2020 Perşembe

Yaşlılık, hastalık ve Üzüm hakkında...

Eşimle evlenmeden 4 ay önce karşılaştı yollarımız Üzüm'le. İlk görüşte aşk :D Şu an tam 11 yaşında kızım. 

Tekrarlayan kaşıntı problemleri, çene aknesi gibi problemlerimiz sürekli vardı ama ciddi bir hastalığı olmadı hiç. 2 ay önce aniden yere yığıldı, dilini dışarı çıkarıp acı acı miyavlamaya nefes alamamaya başladı. Kalp krizi olduğunu düşündüm. Ne yapacağını da bilemiyorsun, çaresizce izlemekten ve geçmesini istemekten başka. Sabaha kadar zor nefes aldı, kusmaya çalışır gibi öksürdü defalarca. Sabah hemen veterinere gittik. Ciğerlerini dinledi ve ciğerlerinin sesinden kalp atışını duyamadığını söyledi veteriner. O kadar kötü durumdaymış ciğerler. Röntgen çekildi, evet durum vahimdi. Kalması gerekli dedi. 

11 yıl hiç ayrılmadı bizden, evinden. Çok zor geldi. Eve dönüp kapıyı açtığımızda Üzüm karşılamayınca bizi boşaldı içim. Ev onsuz bomboştu. Ertesi gün veterineri aradı, daha da kötüleştiğini, durumunun kritik olduğunu söyledi. Hemen koştum yanına. Gördüğümde berbat durumdaydı, ölüyordu. Öyle acıydı ki, o akşamı çıkarmayacağını düşündüm, veterineri de zaten umutsuz konuştu. 24 saat açık başka bir kliniğe yönlendirildik. Bir hafta yoğun bakımda kaldı. Biz de başında bekledik eşimle sürekli. Bizi görmesinin, yanında olmamızın stresini azalttığını gördüm. Zaten o yokken evde olmak çok zorluyordu beni. Onsuz uyumak hele. Alışmışım üstümde koca götünün ağırlığıyla uyumaya, rahatsız olmasın diye kıpırdamamaktan oramın buramın uyuşmasına. Gün gün daha iyi oldu soluk alıp verişi. Küvez gibi bir ünitenin içinde kaldı 1 hafta boyunca. 8. günün sonunda tekrar röntgeni çekildi ve taburcu olduk. 

Son röntgende arka patilerinin de çekilmesini istedim çünkü son zamanlarda arka patilerde güç kaybı, yürürken bir tuhaflık görüyordum. Özellikle uykudan kalktığında sarhoş gibi oluyordu. Ve ordan da kötü haberle karşılaştık. Kalça displazisi olduğunu söyledi veteriner. Ameliyat şu an için öneremem çünkü ciddi bir sağlık sorunu atlattı dedi. Ağrıları olabilir, hareket etmek istemeyebilir bu süreçte dedi. Takviye edici ürünler kullanabilirsiniz ama tedavi etmeyecek bunlar dedi. Şu an Glycoflex markasının eklem destekleyici çiğneme tabletini kullanıyoruz. Ayrıca Solgar'ın balık yağını veriyorum her gün. Çiğneme tabletini yedirmek konusunda endişeliydim ama çok severek yiyor. 1 ay boyunca günde 2 tablet kullandık, şu anda günde 1 tabletle devam ediyoruz. Balık yağını da çok az yaş mamanın üzerine sıkıyorum kapsülü delip. Gözle görülür bir etkisi olmadı ikisinin de bence. Yürüyüşü hala aynı, güçsüzlük var. Ve zaman zaman ağrıları yüzünden aşırı hırçınlaşıyor. Saldırıyor durduk yerde bize. Hareketsiz, sürekli uyuyor. Balık yağı tüy dökülmesini inanılmaz azalttı yalnız. Kesinlikle öneriyorum. 

Ciğerleri için evde parfüm, parfümlü temizlik ürünleri, sigara, sprey gibi maddeler kesinlikle kullanılmayacak, ev sürekli havalandırılacak. Zaten ciğerleri kötü dendiğinde kendimi o kadar kötü hissettim ki. Mutfakta ve tuvalette sigara içiyorduk biz. O kadar vicdan azabı çektim ki anlatamam. Minicik ciğerlerine biz zarar vermiştik. O an sigarayı bıraktım ve hala içmiyorum. Eşim de evde içmiyor artık. 

Normal tuvalete de geri döndük artık. Klozete çıkmak onu zorlamasın diye kuma geri dönme kararı aldık. Üzüm de çok mutlu oldu kumuna kavuştuğuna. Eşeleyip duruyor yavrum.

Yaşlılık kötü bir şey ya. Sevdiklerinin yaşlılığını görmek de, yaşlanmak da. Üzüm artık yaşlı bir kız. Hayatıma girdiği ilk andan bu zamana kadar her anına şükrettim. Hep mutlu etti varlığıyla beni. İyi olması, huzurlu ve sağlıklı olması için yapamayacağım şey yok. Ama belli bir yaştan sonra da eskisi gibi olması mümkün olmuyor işte. Üzücü bir durum bu. Bir şey yapamamak, artık günden güne kötü olacağını bilmek. Ama yaşam böyle işte. Doğum ölüm arasındaki kısacık süreyi nasıl geçirdiğimiz önemli olan. 

2 Eylül 2017 Cumartesi

Hellöööö



İşte böyle uzuuun aralar verirsen yazmaya oturunca nereden başlayacağını da şaşırırsın. Ocak ayında yazmışım en son. Neler oldu o zamandan bu zamana, neler... Kısacık geçersem eğer; şu senelerdir sizin de bildiğiniz sınavların sonucunu nihayet aldım. Evet yükseldim, terfi aldım, pozisyonum değişti, bla bla, her ne haltsa işte. Yine girdim sınava, yine birinci oldum. Bu sefer verdiler hakkımı bi zahmet. Yani demek oluyor ki artık sınav lafı etmeyeceğim, tabi umuyorum yeniden düzenli yazmaya başlarsam. 

O kadar bahtsızım ki hayatımın kritik dönemlerinde hep sistem değişiklikleri olmuştur benim. Gerçi bunu sadece kendi bahtsızlığıma bağlamam yanlış. Çünkü bu ülkede tüm sistemler o kadar oynak ki, sizin yaşamınıza teğet geçmesi mümkün değil. Ne zaman bir sınava girecek olsam, ne zaman önemli bir değişikliğe karar vermiş olsam, hoop sistem hep benim aleyhime değişikliğe uğrar. Bu yükselme işinde de öyle oldu işte. Tamam yükseleceksiniz ama tayin sistemi getiriyoruz deyiverdiler. Beni birazcık bilenler İzmir'i çok sevdiğimi, buradan asla gitmek istemediğimi bilir. Bu benim için öyle bir kabus ki. Neyse ki birinci olmanın verdiği iç huzuruyla tercihimi yaptım. Tek tercih: İzmir. Sonuç; hiçbir yere gitmiyorum. Canım İzmirimdeyim işte.

Aslında bu konuda daha anlatmak istediğim (hatta evet açık açık dedikodu yapmak istediğim) ayrıntılar var ama sonraya kalsın. Şimdi açılış için kısa kısa geçeyim. 

İkinci önemli hadise, babam by pass oldu. Çabuk yorulma şikayetiyle gittik, anjiyo yapılıp stent takılacak dendi. Anjiyo sırasında görüldü ki, damarlar pert. Stent falan kurtaracak gibi değil. Şu an gayet iyi, henüz 1 ay bile olmadı gerçi ama hızlı bir iyileşme süreci yaşıyor. Babamın evi Urla'da bir köyde. Keçileri, köpeği, tavukları, kedileri falan var, biliyorsunuz. Biz iyileşme sürecinde en az 1-1,5 ay kadar İzmir'de ablamda kalır diye düşünürken, ameliyat sonrasında sadece 1 hafta tutabildik evde. Ben burada ölürüm, yaşayamam, çok sıkıldım, hapishane gibi diye tutturdu. İlk kontrolden sonra da götürdük bıraktık köyüne. Şimdi gayet mutlu köyünde. Balkonundan bahçesine, hayvanlarına bakarak oturuyor en azından. Öyle bir ortama alıştıktan sonra bir evin içinde kapalı kalmak, betondan başka görecek bir şey olmaması babamın da dediği gibi insanı öldürebilir gerçekten.  Kanserden sonra ikinci badireyi de atlattı babacım.

Bu sene kitap okuma konusunda çok kötüydüm. Sağda listemi görebilirsiniz. Okuduklarımı ve izlediklerimi de hiç yazmadım, aferin bana. Oysa o kadar hoşuma gidiyor ki, önceden okuduğum kitaplar hakkında ne yazmışım diye tekrar dönüp bakmak. 

Üzüm kuzum gayet iyi. Bu tatilde onunla beraber evdeydik. Keyifler yerinde. Kurban hakkında ne düşündüğümü her sene yazıyorum tekrarlamaya gerek duymadım şimdi. Bu sene eşim gitti ailesinin yanına, ben de üzümle kaldım evde. Babama ve anneme gittim dün kısacık o kadar. Evde yalnız olunca bir yerleri düzenleme, temizleme hevesi geliyor nedense bana. Bir gün banyoya girdim, tüm banyo dolaplarını boşalttım, bir yığın çöp çıkardım. Diğer gün yatak odasındaki ve salondaki çekmeceleri, dolapları hallettim. Bir ferahlık, bir ferahlık. Resmen çöp biriktirmişiz çekmecelerde.


Akşamları film keyfi yaptım. Dün akşam izlediğim muhteşem filmi önermeden geçmeyeceğim. Contact. Carl Sagan'ın bilim kurgu romanının filme aktarılmış hali. Kitabı okumadım ama mutlaka okuyacağım. Diyebileceğim tek şey: Carl Sagan, sen bu evrendeki en muhteşem yıldız tozusun be adam. İzlemediyseniz Kozmoz belgeseline de başlayın derim bir an önce. Bunu izlemeden ölmemelisiniz. Filmde Judie Foster'ın oynadığı Ellie karakterinin yerinde olmak için neler vermezdim. Ya size deselerdi, uzaydan gönderilen akıllı mesajların peşine gönderilecek kişi olmayı kabul edermiydiniz? Geri döneceğinizin, dönerseniz yaşadığınız gezegeni, sevdiğiniz ve tanıdığınız tüm insanları eskisi gibi bulabileceğinizin bir garantisi olmasaydı? 

Baaşkaa nolduu? Ben bir dövme daha yaptırmaya karar verdim. Bir model buldum ve aşık oldum. Yerine de karar verirsem en kısa zamanda ikinci dövmem olacak. Bu arada kilo aldım ben :( 4-5 kilo kadar. Yürüyüşe de gitmiyorum ne zamandır. Ama yeniden başlamam lazım. Bu gidiş hiç güzel değil. Löp löp oldum resmen. Selülitler, selülitlerr. 

Haaa, bir tatil yaptık ki bu seneee. Sadece 4 güncük amma velakin bundan böyle başka bir yere gitmem pek mümkün değil. Fethiye Kabak Koyu. Gittiniz mi? Muhteşem bir yer. Hayalini kurduğum her şeyin gerçeğe dönüştürülmüş hali. Kusursuz bir doğa, yemyeşil, sık ağaçlar, ormanın içinde ve acayip bir mavisi olan denizin dibindesin. Su bildiğin ısıtılmış gibi. Ege'nin serin suyundan sonra rüya gibiydi suyun sıcaklığı. Ben sevmiyorum öyle 5 yıldız, her şey dahil, animasyonlu, bol turistli, kalabalık, vıcık vıcık tatili. Kabak koyu kesinlikle rüyalarımın tatil yeri. Hele o geceler, gökyüzünün muhteşemliği... 


Yine görüşelim blog. Özledim seni. 

17 Mart 2015 Salı

Yine buradayım, aslında hep buradaydım.

Blog yazmaya ara verdiğim zaman kendimi suçlu hissettiğimi fark ettim. Bir şeyler eksik hissi. Aslında yazmama sebebim ne, tam olarak bilmiyorum. Evet yoğun bir iş dönemi geçiriyorum ama bu bence bir neden değil, evde yazabilirdim. Yaklaşık 1 sene önce çalıştığım kurumda görevde yükselme sınavı açılacağına dair ufak bir gelişme oldu, takip edenler hatırlayacaklardır. Ben işte bir gazla başlamıştım ya ders çalışmaya. Aylar geçti, sınav falan açılmadı. Sonra ne motivasyon kaldı, ne hırs, bıraktım çalışmayı. İşte o sınava yeniden hazırlanmaya başladım ben. Bu sene sonuna doğru açılacağına dair ciddi duyumlar aldım. 

İş yerimde çalıştığım bölümü, diğer birimlerle kıyaslamaya kalkarsam çok şanslıyım, bu net. Personelin özlük işlemlerinin yürütüldüğü, aynı zamanda kurumun en üst amirinin özel kalemi olarak da çalışıldığı bir yerdeyim. Dolayısıyla, diğer birimlerde yaşanan kargaşa, insan kalabalığı ve dedikodu ortamından bir nebze de olsa uzağım ve bu durumdan oldukça mutluyum. Ayrıca çok ama çok sevdiğim ve takdir ettiğim, gerek insani yönüne gerekse iş konusunda hayran olduğum üst düzey bir amirim var. Her şey süper görünüyor olsa da, tüm bu olumlu yönlerin diğer birimlerde çalışan insanlar tarafından fazlasıyla kıskanıldığını söylememe gerek var mı? Kıskançlık, çekememezliği de beraberinde getiriyor tabi. Neyse, bu sene sonunda açılacak sınava baya bir kişi girecek. Diğer rakiplerimle ilgili duyumları aldıkça iyice hırslanıyorum. Bu sınav benim için çok çok çok ama çok önemli. Öyle böyle değil yani :) Ya bu sınavla müdür olurum, ya da çıldırırım. Çünkü müdür kadroları çok zor boşalıyor ve şu an maksimum seviyede bir boşluk var. Eğer bu sınavla müdür olamazsam sittin sene olamam ve gıcık olduğum insanların altında çalışmaya mahkum olurum. Aaaaaaghhhh, düşünmek bile içimi acıtıyor. İşin can sıkıcı kısmı, geçen seneye kadar, sadece sınavla hak kazanırken, şimdi sınav+mülakat şekline getirildi ki mülakat demek kabus demek benim için. Bir kere mülakat denen uygulama kesinlikle objektif bir uygulama değil, istediği kadar adaletli davranılsa da olmuyor, biliyorum. Ayrıca, mülakatın neden böyle bir sınav için yeniden uygulamaya konulduğu da çok çok belli bir şey değil mi? Neyse, kötü düşünmek istemiyorum, benim ilk hedefim bu sınavdan tam  puan alabilmek. Ki, mülakata elimde tam puanlık bir kozla girebileyim değil mi? Elimden gelenin fazlasını yapmam lazım blog, anlıyorsun değil mi? 

Akşamları masamın Üzüm'ün müsaade ettiği kısmında dersimi çalışmaya çalışıyorum.

Ve sonuç :)

Bugün evdeyim, neden dersen, dün sabah uyandım, hiçbir şeyim yoktu, giyinmeye başladım, tam lanet sütyeni takarken kilitlendim. Birden tutuldum, boynumu falan hareket ettiremedim, eşim biraz masaj yaptı ama nafile. Bütün gün robot gibiydim. Kas gevşetici, ağrı kesici vs. bi işe yaramadı. Biraz araştırma sonucu biberiye yağıyla masajın süper olduğunu öğrendim. Akşam biberiye yağıyla masaj yapıldı, sıcak su torbası koydum falan. Gece binbir çileyle uyudum, uyandım. Şimdi düne göre daha iyiyim ama yine de rapor aldım 2 gün. Bir ara omzum mu çıktı acaba diye düşündüm. Çünkü hareket ettirdikçe katır kutur sesler geliyor resmen. Doktor kireçlenme olabileceğini söyledi iyi mi, yaşlanıyorum :( Kireçlenme de neymiş, yaşlı hastalığı o be... :P

Bak yazmayı unuttum, geçen gece tuvalete kalktığımda da bayıldım. Birden midemde bir acayiplikle başladı, sıcaklık yukarı doğru çıkmaya başladı, eşimin yanına döneyim ben en iyisi diye düşünürken sıcaklığın kafama ulaştığı noktada düşmüşüm. Kafamı vurmuşum, ertesi gün kafam acıdı. Aniden kalktım sanırım yataktan, tansiyonum falan indi çıktı diye düşünüyorum. Hastanelerden nefret ediyorum, gitmedim tabi doktora falan. Bir daha düşersem giderim ama :) 

Dün akşam böyle güzel bir sürprizle karşılaştım ve çok mutlu oldum. Blog dünyası, seviyorum seni. Hala güzel insanlar var dedirtiyorsun bana. 

Eşim piyano konusunda beni şaşırtmaya ve mutlu etmeye devam ediyor. En sevdiğim ve beni her seferinde mutlu eden, müziklerine aşık olduğum film Amelie'nin bir müziğini almış bu hafta. 3 bölümde çalışacağı şarkıyı 3 hafta sonra burdan sizinle paylaşacağımı düşünüyorum. Şimdi  youtubedan dinliyorum ve eşim bunu çaldığı gün ağlayacağımı düşünüyorum :) Dün akşam kendisine de söyledim, çocukken keşke yönlendirselermiş piyanoya. Ama ne yetiştiği coğrafya ne de kültür yeterli değildi bunun için. Siz de dinleyin, muhteşem değil mi? 


Daha sık yazma sözüyle, şimdilik hoşça kalın :) 

25 Ocak 2015 Pazar

Haftasonu raporu

Mr sonucumda ikisi bir arada çıktı. Boyun düzleşmesi ve fıtık. Bir tane fıtığım varmış ama ne fıtığım ne de düzleşme ileri düzeyde değilmiş. Egzersizle boyun kaslarını güçlendirmekten başka yapacağın bir şey yok dedi.  Hadi hayırlısı. Hayatımın ilk kalıcı hasarı da bu oldu böylece. 

Masa başı işi, bedensel efor gerektiren işlerde çalışanlarca hep küçümsenir. Kesinlikle avantajları var. Yazın sıcağı, kışın soğuğu görmüyorsun, bedensel olarak çok yorulmuyorsun ama işte tehlikede işin burasında zaten. Oturuyorsun sürekli ve hareketsizlik tüm hastalıkların bir numaralı nedeni. 8 saatlik mesaimde ne kadar süre hareket ediyorumdur diye düşündüm boyun rahatsızlığı çıkınca. Kesinlikle yarım saati bulmaz hareket sürem. O da tuvalete gidip gelmek, faks çekmek, yan odadaki amirin yanına gitmek gibi hareketler. Tüm mesai boyunca oturur pozisyonda, sağ el mouse üzerinde bilgisayara odaklanmış vaziyette duruyorum. Sonra eve gel, mutfakta biraz oyalan, yemek ye ve yine yat. Hayata biraz hareket katmak lazım. Ama önce hareket yapacak enerji sağlamak lazım. 

Boyun egzersizleri tam benlik, tembel işi. Oturduğun yerde sağa bak, sola bak, aşağı yukarı bak, ohh bitti. Düzenli bir yürüyüş programı oturtamadım ya hayatıma, ona yanıyorum, yazıklar olsun bana. 

Tuğba'nın önerisiyle dün Peekay'i izledim. Daha önce de söylemiştim sanırım, hint filmlerindeki dans müzik olayına gıcığım. Ama filme bayıldım. İnsanların inanç sistemlerine, tanrı kavramına, din sömürüsüne çok güzel göndermeler var. Dinlere güzel güzel giydiren bu filmin bir hint filmi olmasına da çok şaşırdım. Hindistan'da böyle bir filmi kaldırabilecek hoşgörü varmış demek ki. Türkiye Hindistan'dan betermiş demek ki bu konuda. Çünkü böyle bir film ülkemizde yapılsa olacakları düşünemiyorum. Hele ki dinin bir numaralı sömürü aracı olduğu bu günlerde. Beni şaşırtan bir diğer ayrıntı başrol oyuncusunun yaşı. Adam 49 yaşındaymış, yeminle 20 falan sandım ben :) Bazı insanlar yaşlanmamayı başarıyorlar. Sonuç olarak izleyin derim. 

Temizlik yaptık bugün evde. Hani çöllerde çalı çırpıdan oluşan toplar rüzgarla dönerler ya, bizim evde onun tüy versiyonundan vardı yerlerde :) Böyle yürüdükçe falan sağa sola yuvarlanıyorlardı. Tiksindin mi benden :) Ne yapayım ya, kendini taratmayan ve tüylerinin uzunluğu 10 cm'i bulan bir tüy yumağıyla yaşıyoruz. Her gün de süpürge yapamayacağıma göre, kabullenmek en rahatı :)

İşte böyle geçti bu haftasonu da. Yoğun olacağını düşündüğüm bir hafta beni bekliyor. Şu kitabı bitireyim bari şimdi, azcık kaldı. Hadi görüşürüz.


23 Ocak 2015 Cuma

Boyun Egzersizleri

 




3 gün yapmama rağmen boynumu rahatlattı bu egzersizler. Çok da basit ve kısa sürüyor. Sopayla falan olanı yapmadım hiç. Hadi Ayşe, Jardzy, sizde sıra.

20 Ocak 2015 Salı

Boyun

Sabah doktora gittim, uyuşukluk kendini ağrıya bıraktı iki gündür. Muayene sonrasında doktor nörolojik olarak hiçbir sorun görünmüyor, en azından muayene aşamasında dedi. Mr çektirelim kesin olarak daha sonra konuşalım dedi. Büyük ihtimal boyun düzleşmesi veya fıtıksa bile çok ileri bir aşamada olduğu düşünmüyorum dedi. Yarın akşam mr için saat verildi, ilaç yazıldı. Bugünlük durumlar böyle. 

Zaten zaman zaman yaptığım egzersizlerle ilgili bir broşür verdi, bunları düzenli yap dedi. Mesleğimi sordu, bütün gün bilgisayar başında olduğun için oluyor dedi. Sürekli oturma arada mola ver, saate bir kalk biraz yürü dedi. Böyle işte.


Doğru oturuş pozisyonu buymuş. En fazla 5 dakika bu pozisyonda durabiliyorum. Sonra kendimi aşağıdaki şekilde buluyorum :)



17 Ocak 2015 Cumartesi

Uyuşuk

2 gündür sağ kolum uyuşuk. Boyundan parmak ucuna kadar. Salı günü doktora gideceğim, umarım fıtık değilimdir. Karpal tünel sendromu mu acaba? Nörolojiden randevu aldım, doğru bölüm mü? Bilen var mı?

Bugün yataktan hiç çıkmadım desem... Sabah kalktım kahvaltı yaptım geri yattım, şimdi kalktım, bir şeyler atıştırıp film izlemeyi düşünüyorum. Kolumun uyuşuk olması çok rahatsız edici bir durum.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Çok sıkıntılı iki gündü benim için. Soğukkanlı biri olduğum halde, epey panik yaşadım. Ne yapacağız, hangi doktora, hangi hastaneye gideceğiz, süreç nasıl olacak derken çok gerildim. Gerçekten çok zormuş, ne hastane biliyoruz, ne doktor, herkes birilerini söylüyor, birinin iyi dediğine biri kötü diyor, tamam şu olsun dediğimizde, ya kötü olursa diye vazgeçiyoruz. 

Ege üniversitesinde karar kıldık ve pazartesiye randevu aldık. Tam teşekküllü bir hastane olmasını istedik, sadece ameliyat değil sonrasında kemoterapi sürecine de aynı yerde devam etmesini istedik. Babam tamamen bize bıraktı seçimi. Ablamlarla orası burası derken Ege'de karar kıldık. Doktor ve hastane konusunda karara vardığımız için bugün daha sakinim. Belirsizlik ve ne yapacağını bilememek çok kötü bir durum gerçekten.

Umarım her şey iyi olur, tüm süreç olumlu gider.

15 Şubat 2014 Cumartesi

Dün akşam  babamın kanser olduğunu öğrendik. Prostat kanseri. Biopsi sonucu çıktı. Dün akşamdan beri araştırıyoruz, ameliyat mı, ışın tedavisi mi? Nerde yaptıralım, hangi doktor? Kanser ne aşamada? Yayılmadıysa prostat alındıktan sonra bitecek ama ya yayıldıysa? Ya geç kalındıysa? Düşünmek bile istemiyorum. Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden dünden beri. Ne yapacaksak bir an önce karar vermeliyiz. Bu hafta bu işi netleştirmeliyiz. İnternette okuduğum kadarıyla oldukça yaygın prostat kanseri. Babamın dedesi prostat kanserinden ölmüş. Off, ne düşüneceğimi şaşırmış durumdayım. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...