soma faciası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soma faciası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2014 Salı

Olağan Şeyler...


Fotoğrafını hiç paylaşmak istemediğim bir yüz ama ifade olarak tam da, "olağan şeyler" demiyor mu? "Ya büyütmeyin olur böyle şeyler" demiyor mu? Ne zaman bitecek ülkemin derdi? Biri bitmeden biri başlıyor felaketlerin, acıların... Ve devlet büyüğünden beklenen, olması gereken açıklama kısa ve net üzgün olduğunu belirtmek iken, "bunlar olağan şeyler, 1800'lerde orda burda da ölmüşler. Ölmek bu işin fıtratında var" gibi akıl almaz açıklamalar yapıyor. Evet, başbakanın Soma ziyaret programı şöyleydi: Maden ocağında binlerce korumayla gezinti, arama kurtarma çalışmalarını aksatma, sonra bu görülmemiş muhteşemlikle basın açılmasını yapmak, sonra çıkıp müşaviriyle vatandaş yumruklamak, tekmelemek, tokatı yersin tehditleri savurmak ve gitmek. 

Olağan şeyler. Bir anda 300 kişinin ölmesi olağan. Şöyle ki; ölümlerin normal olması insanların ne kadar maaş aldığı, toplumun hangi seviyesinde yer aldığıyla doğru orantılıdır. 301 deniliyor inanırsanız. Kimsenin buna %100 inandığı da söylenemez ya. Hadi diyelim 400 kişi olsunlar. Onlar sadece birer sayı ya, 400 olsun, o da olağan sonuçta. Kaç paraymış aldıkları maaş: 1500. Çarp 400'le. 600 bin. Ölen 400 kişi bir ay boyunca madende çalışsa yine de birilerinin kol saatini alamıyor. O yüzden de, böyle insanların ölmeleri olağan şeyler. Meclisin çatısı çökse, 301 kişi ölse de biz de olağan karşılasak.

Ne zaman döner hayat normale bu kişilerin aileleri için? Lütufmuş gibi basbas bağırıyorlar, 1000 lira ölüm maaşı bağlandı ailelere diye. Bizim insanımız gerçekten az rastlanır bir saflığa sahip. Hükümetimiz sağolsun, maaş bağladı derler mi yarın? 1000 liralık maaş yeter mi acılarını unutturmaya? 

Başbakanının unutulmaması gereken laflarına pek çok cümle eklendi son bir haftada. Unutmadığım bir diyalog da bir protestocu ve bir polis arasında geçti. Protestocu bağırıyor: "300 kişi öldü, susacak mıyız" polis diyor ki; " Sus, git evinde yasını tut"  

Bunca acının yaşandığı bir toplumda, benim gibi anormal insanlar için, normale dönmek, umut beslemek, güzel günleri beklemek gerçekten zor. Tam diyorum ki, hadi at şu karamsarlığını artık, kurtul karanlık çerçevenden. Ama olmuyor. Olamıyor. Bu topraklarda ne mümkün, ne de mümkün görünüyor.  Aydınlık yarınları ben mi göremiyorum?

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Utanıyorum...




Bugün yine utandım insan olmaktan, yaşamaktan utandım. Servise binip, güvenli iş yerime girmekten, şu masada oturuyor olmaktan, tertemiz elimden, yüzümden, aldığım maaştan, yaptığım işten utandım. Ben utandım, gerçekten utandım. Kapkara yüzleriyle, güneşi görmeden, yerin metrelerce altında çalışan o insanlardan, saatlerdir bir umutla maden ocağının başında bekleyen, hastanelerde bekleyen, soğuk hava depolarında yakınlarını arayan insanlardan utandım. Bir adam yeğenini arıyor soğuk hava deposunda, 15 yaşında diyor. 15 YAŞINDA. 15 yaşında bir çocuk maden ocağında çalışıyor. Diğeri kardeşini arıyor; 18 yaşında. 

Her şey olağan akışında devam ediyor bugün de burada. Her sabah olan şeyler yine oluyor. Günaydınlar, gülümsemeler, hal hatır sormalar, günlük iş rutini, çay, bilgisayar... Her şey aynı. 201 kişi ölmüş, göçük altında yüzlercesi var, kaç kişi olduğu bile belli değil. 201 ölen kişi, yüzlerce yakını, yine yüzlerce belirsiz bekleyişe rağmen her şey aynı. Ne olmasını bekliyorum peki ben? Bilmiyorum, ben aynı olamıyorum bugün. Ya onlar? Sorumlular... Onlar nasıl bugün? Nasıl yaşayabiliyorlar bu vicdan azabıyla, bu vicdan yüküyle? Aklımın almadığı o kadar şey var ki bugün.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...