iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2017 Pazartesi

Fethi Abi

Kötü başladı 2017 . Terörle bitirip, terörle başlattık yılları. Radyoda, televizyonda izlediğimiz şeyler gibi geliyor olaylar, ölümler sadece sayı gibi. Her gün biraz daha normalleşiyor. 

Fethi Sekin öldü. Fethi abimiz öldürüldü. Tanıdığım, hemen her gün gördüğüm bir insan. Senelerdir baktığı simsiyah köpek hep yanında, onunla beraber dolaşan, arabaların peşinden havlayan, kendini polis sanan bir köpek işte. O da geride bıraktıklarından artık. 



Bir insan, hangi amaç uğruna, hangi fikir hangi ideoloji uğruna yaşamından vazgeçebilir aklım almıyor. Olayın iki yönü var aslında. Hem eylemi gerçekleştirenler açısından, hem Fethi abi tarafından bakarsak, daha da ilginçleşiyor durum. Bir insanı ne yaparak, ne vaat ederek, ne vererek canından olmaya ikna edebilirsiniz? Terörist dediğimiz gencecik insanlar ne uğruna vazgeçiyorlar yaşamlarından? Sanırım sorunu çözmek için önce bu soruya cevap bulabilmemiz gerekiyor. Nasıl bir zihniyet hiç tanımadığı insanları öldürmek ister? 

Ve diğer tarafı. Fethi abi. Elinde bir tabancası, sayılı mermisi var. Karşısında uzun namlulu silahlarla, bombalarla teröristler. Kaç defa izledim o görüntüleri bilmiyorum. Gözümün önünde sürekli tekrarlanıyor. Üzerlerine koşuyor, tabancasıyla uzun namlulunun üzerine koşuyor, birkaç metreden ateş ediyor, mermisi bitiyor, geri dönüp koşmaya başlıyor ve sonra yere yığılıyor. Aklımda sürekli tekrarlanan bu görüntü işte. 



O nasıl vazgeçti yaşamından peki? Çocuklarından, eşinden, aldığı nefesten... Nasıl bir cesarettir bu. O bir trafik polisiydi. Kaçabilirdi. Yapmadı. 

Yüzlerce adliye çalışanının, hakimin, savcının, vatandaşın yaşamını kurtardı. Kendi canından vazgeçerek. 

Ölümse, hepimiz öleceğiz. Nasıl, ne zaman, ne şekilde? Fethi abi "kahraman" kelimesinin gerçek karşılığı olarak öldü. Yaşatmak için öldü. 

Taslak halinde günlerdir bekliyor bu yazı. Anca toparlayabildim. Gözümün önünde yere yığılan trafik polisi. Tekrar tekrar, tekrar tekrar... 


16 Aralık 2016 Cuma

Vazgeçmek



Vazgeçmek zordur. Alıştığımız insanlardan, davranışlardan, yediğimiz içtiğimiz şeylerden, rutinimizden... Peki vazgeçtiğimiz kadar mı özgürüz, yoksa düzenin tıngır mıngır beşiğinde huzur mu batıyor da vazgeçiyoruz bir şeylerden. 

Bazı şeylerden, bazı insanlardan vazgeçmek gerekir. Canını acıtsa da... Anne babanın, evladının kendi ayakları üzerinde durabilmesi adına, yuvadan uçması adına gitmesine göz yumması gibi. Çok seversin, gitmesini istemezsin, ama bilirsin ki öyle mutlu olacak, öyle olması gerekiyor. Bazıları yapamaz bunu, oğluna ya da kızına o kadar bağımlıdır ki, eşinden kıskanır ve sevgisiyle zindan eder evladına hayatı. 

Alışkanlıklardan vazgeçebilmek de güçtür. Sıkı bir irade gerektirir. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama, bir davranışı alışkanlık haline getirebilmek için 21 gün tekrarlamak gerekliymiş. Ya bir alışkanlığı terk etmek ne kadar sürer acaba? 

Bazen de olmayacağını bile bile, vazgeçemezsin bir düşünceden.  Mantığınla kalbinin çeliştiği yerde sen boğulursun. İşte o aşamada, seni ne kadar yaralarsa yaralasın vazgeçmen gerektiği bilirsin. O ipi sıkmaktan ellerinin parçalandığı yerde bırak olacağına varsın. 

Her türlüsü acıtsa da, güçlendirir insanı vazgeçmek. Vazgeçmek zorunda bırakıldığın yerde daha soğuk, daha umursamaz olursun. Zırhına bir katman daha eklersin, bundan sonra kimse delemesin o zırhı diye. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...